Ören... Çocukluğum, gençliğim, anılarım...

Ören... Çocukluğum, gençliğim, anılarım...
(Okuma Süresi: 4 - 8 dakika)


Ören…
Çocukluğum, gençliğim, anılarım…

İlkokul dördüncü sınıftaydım Ören'e ilk gittiğimde daha doğrusu gitmeye çalıştığımızda. 67 de kurulmuş olan kooperatifin üyeleri ancak 78 veya 79 yazında üyesi oldukları kooperatifin yerini görebilme umudu ile Ankara’dan otobüsle yola çıkmıştı, geze geze geldiğimiz Milas'dan Ören’e giden bitmek bilmez toz toprak içerisindeki yolda, otobüsle ilerlemeye çalıştığımız o günü daha dün gibi hatırlıyorum. Bir otobüs dolusu üye ve çocukları, sıcaktan kavrularak “aha şu tepenin ardı” diye diye 2 saat yol alırken otobüsün gidebileceği yere kadar gitmiş ama daha denizi bile görememiştik.

Ören böyle girmişti hayatımıza.

Bir sonraki ziyaretimizde sitenin moteli yapılmış, işletme binası denen derme çatma bir kulübe ve kooperatif üyelerinin yaptığı iki evden başka hiçbir şey yoktu ortalıkta. Çorak ve vampir sivri sineklerin olduğu azmaklarla çevrili bir yerdi sitenin olduğu yer. Elektriği olmayan, varla yok arasındaki deniz kenarından giden taşlı yoldan ulaştığımız bakir, yokluk içindeki sitemizin elektriği gündüzleri çalışan jeneratörle sağlanır gece 11 de kapatılırdı o dönemde.

Ören köy merkezinde bir tane bakkal vardı mesela, kasap yok, manav yok, pazar yeri yok, fırın yok, eczane yok, banka yok (gerçi hala banka yok ama ATM'lerimiz var), panzehir ve ilaçların milatları dolmuş derme çatma bir sağlık ocağından başka birşey yoktu. Medeniyet namına hiçbir şey yoktu ama hayatımızda görmediğimiz böcekler, örümcekler, çıyanlar, yılanlar, akrepler bol miktarda vardı. Gece yatarken yataklar dikkatlice kontrol edilirdi mesela, ayakkabılar, pantolanlar, giysiler giyilmeden içi kontrol edilirdi akrep veya çiyan var mı diye.

Ekmeğe hasrettik. Birileri Milas’a gitse de ekmek getirse diye beklerdik.

80’de yaptı babam evi.

O tarihten beri istisnasız her sene Örene gider bizim aile. Yaz tatilini beraber geçirdiğimiz, beraber saklambaç oynadığımız arkadaşlarımızla her sene karşılaşırız. Üçüncü nesil büyüdü bizim sitede, çocuklarımız da yazı iple çeker. Havasından mıdır suyundan mı bilemem ama Ören'de başlayan arkadaşlıklar bir başka oluyor, kalıcı oluyor, kopamıyorsun kolay kolay.

Eskiden koca Ören de yerleşim olarak köy merkezi, Yalı mahallesi ve bizim Ankaralılar Sitesi vardı. Yalı mahallesi ile bizim site arasında hiçbirşey yoktu. Geceleri o kadar karanlık olurdu ki elini uzatsan yıldızlara dokunacak gibi hissederdin, zıplasan samanyoluna erişebilecek gibi dururdu.

Geceleri iskeleye uzanıp kayan yıldızları sayardık. O kadar çok yıldız kayardı ki tutacak dilek kalmazdı.

Kimsenin evinde TV yoktu, sadece sitenin gazinosunda (kafesi) TV vardı ve herkes aynı saatte inerdi büyükler haberleri dinleyip sohbet ederken çocuklar arka tarafta oyun oynardı. Dallas dizisinin olduğu gün yere hasır serilir, çocuklar hasıra uzanır büyükler masalarda, pür dikkat Dallas seyredilirdi.

Üniversitede okuyan abiler, ablalar biz çocuklar için yarışmalar düzenlerdi mesela. Gündüz yüzme yarışı, gece çuvalla yürüme, yumurta taşıma yarışı, karpuz yeme, yoğurt yeme yarışları düzenlenirdi. Birinci gelenlere el yapımı madalyalar verilirdi.

Meyve sebze ihtiyaçları direk tarladan karşılanırdı, ihtiyacın kadar toplar tarla sahibine ödeme yapar evine gelirdin. Sonraları köylüler evlere getirmeye başladı. Süt taze taze sağılmış sıcacık gelirdi, yumurta tavuğun altından alınır verilirdi.

Hani fırın yoktu demiştim ya, bir yaz geldiğimizde köyde fırın olduğunu öğrenince ne sevinmiştik. Artık fırınımız da vardı ama ekmek yapmasını bilmiyorlardı, içi yapış yapış, maya kokan acayip bir şeydi, yenmiyordu.

Sokak aydınlatması diye bir şey yoktu.

Geceleri Siteden Yalı mahallesine veya fenere gitmek, hele ki tek başına ne mümkün, ödümüz kopardı. Zifiri karanlık, burnunun ucunu göremezdin, grup halinde ve yakın mesafede yürürdük. Şimdi komik geliyor, o zamanlar kilometrelerce uzakta gibi duran fener burnumuzun dibinde, Yalı 10 dakikalık yürüme mesafesindeymiş meğer.

En büyük eğlencemiz akşamları gazinonun terasına çıkıp köşe kapmaca oynamak, aşağıda saklambaç, eş seçmece, şişe çevirmece oynamak ve sıcak havalarda korkarak denize girmekti. Arada bir eğlence olsun diye geceleri Yalı mahallesine giden abilerin ablaların peşine takılır biz de giderdik. Yıllar sonra Yalı'da açılan ikinci bakkal şimdinin girişimci iş insanıydı. Köfte ekmek yapardı, bildiğiniz ev köftesi. Ne büyük lükstü bizim için, bir sonraki sene menüye yengeni eklemişti, işte demiştik medeniyet.

Ören anılarımız ifade edilemeyecek kadar güzel, bir yazıya sığdıramayacağımız kadar çok. Bizim nesil Ören’in gelişimini birebir yaşadı, bizlerle beraber Ören de büyüdü, gelişti. Şimdi marinası da var butik otelleri, pansiyonları, motelleri, kafeleri, barları, sıra sıra balık restaurantları, çifter çifter Migros'ları, Şok'ları, Bim'leri de var. 

Burhaniye Ören bilinirdi ama Milas Ören bilinmezdi. Haritada karıştırıp gelen şaşkın, yorgun ve bıkkın kayıp tatilciler olurdu arada. Şimdi ünsüzün yanında ünlüler de bayıla bayıla geliyor.

Ören, çocukluğumuzun, gençliğimizin ve yetişkin hayatımızın anıları ile dolu. Üç nesil büyüttü Ören Ankaralılar Sitesi, dördüncü nesil yolda. 

Ve Çarşamba gece yarısına doğru evler boşaltıldı. Yangın tehlikesinden değil ama yangının ulaştığı Termik Santralden yayılabilecek zehirli gazlardan dolayı Ören ve civar yerleşim yerleri tahliye edildi. 

Coğrafi konum olarak Ören'de bulunan yazlık siteler düz ovada, tarlaların ardında ama köy merkezi ve Yalı mahallesinin bir bölümü Alatepe'ye sırtını dayamış durumda. Tehlike  henüz bitti denemez. Rüzgar nereye götürürse yakar kül eder.

Yanıyor güzelim ülkem, göz göre göre cayır cayır yanıyor. Her yerden, yurdun her köşesinden yardım çığlıkları yükseliyor.

Geçtiğimiz Pazar günü Mazı’da başlayan yangın hızla Çökertmeye ilerlerken güneş altında yüzey sıcaklığı 58,7 dereceyi gösteriyordu. 4 Ağustos Çarşamba günü 7 km yakınımıza kadar geldi yangın, siteden komşumuz telefonda “dışarı çıkınca yangının sıcağı ile yüzümüz yanıyor, dışarda duramıyoruz” demişti.

Kemerköy Termik Santrali yapılacağı zaman yer yerinden oynamıştı, buraya, doğanın içerine Termik Santral yapılmaz, doğa katledilecek, insanları zehirleyeceksiniz diye protestolar yapılmış, oturma eylemleri düzenlenmişti ama güç yetmemişti. İnatla yaptılar, yangından önce doğayı, ağaçları, vahşi yaşamı yıllarca yavaş yavaş yok ettiler ve geçen gün o Termik Santral alevlere teslim oldu, belki büyük hasar almadı ama zehirli gaz yayma tehlikesinden dolayı yakın-uzak civardaki bütün yerleşim bölgeleri için tahliye kararı alındı.

Anılarını, eşyalarını hayatlarını geride bırakarak, acaba evime bir şey olacak mı endişesiyle, arabası olanlar konvoy halinde Alatepe üzerinden Akyaka'ya, aracı olmayanlar marinaya yanaşan Deniz Kuvvetlerine ait çıkartma gemisi ile güvenli bölgeye götürülmek üzere Ören'den ayrıldı.

Ortalık durulduktan, yangın ve zehirli gaz tehlikesi ortadan kaltıktan sonra herkes yerine yurduna dönecek ama hiç bir şey eskisi gibi olamayacak.

Belki bizler şanslıydık bu yangında ama Türkevlerinde, Çökertmede, Mazıda evlerini, hayvanlarını her şeylerini kaybeden komşularımızın acısını, çaresizliklerini iliklerimize kadar hissedeceğiz.

Yok olan doğayı, vahşi yaşamı gördükçe içimiz parçalanarak. 

Yeşil ormanların arasından geçip geldiğimiz Ören'e belki de artık yanmış kül olmuş is kokan dağ yolundan gözlerimiz yaşlı yüreklerimiz kan ağlayarak geçerek gideceğiz. 

Ama olsun. 

Türkiye Cumhuriyeti, büyük devlet olmanın ne demek olduğunu bütün dünyaya gösterdi ve Somali’ye aylık İKİ BUÇUK MİLYON DOLAR ödeyerek toplam OTUZ MİLYON DOLAR yardım yapma kararı alarak Resmî Gazetede yayınladı. 

Allah devletimize zeval vermesin.

***

İstikbal göklerdedir. Göklerini koruyamayan uluslar, yarınlarından asla emin olamazlar
Mustafa Kemal Atatürk

***

Oren 1 medium


Vedat Ali Bayrak 
VaB Logo

Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click