YAKLAŞ KAMERAMAN BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM

YAKLAŞ KAMERAMAN BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM
(Okuma Süresi: 3 - 6 dakika)


Kıyıya vurdum biliyor musun bu hayatta, sanki bana göre bir yer olmadığını anladım diye beylik cümleler kurmayacağım ama ben hayatın hep kıyısından kıyısından yürüyorum, üstelik ayaklarım yerden kesik (yağmurdan mı bahardan mı yoksa aşktan mı diye şarkı söylenesi anlamında değil)… Ayaklarım yer’le de uyumsuz da ondan…

Sevgili!

yaklaş bir şey söyleyeceğim sana

Sensiz geçmiyor boğazımdan bazı cümleler

Gecenin mavisi üşümüş ve dökülmüştür üstümüze… ve gecenin gizeminde çoğalan herşey gibi görüldüğü yerde vurulacak sözler çoğalmıştır içimizde…

Kalbime kavuşan kan gibi, kalbime ulaşan bıçak gibi iliklerime kadar işleyen yağmur, yanardağı söndürebilir mi? yanardağın içine içine çekilmekteyim… (yanardağı söndürebilir mi yağmur)

Gecede bütün renkler gümüş olur ve gelecekse gelir şiir;

Harflerin gözleri, sözcüklerin yüzleri, cümlelerin hikayeleri vardır. Hep birlikte yürür geceye dize dize dizilirler. Müthiş yolculuk…

(Merhametini sevdiğim…) kırdığım yerlerden geliyorum sana, affet affet, hakkını helâl et. Soğuk kelimelerim, üşüyor, diş dişe takır takır, ısıt onları cümlelerinin koynunda sessiz sessiz. Belli ki, soğuk kelimeler cümlelerin içinde canlanıp bir işe yarıyorlar. Affet onları… aşka sar… güzelleştir yeniden hatırlat tarihleri, tarihlerin içinde gizlenmiş simgeleri, bizi biz yapan sözler ordusunu…

Yanıma gel!

(Gülen cümle)

Mıknatıs (ayan beyan yanılgı, yıllar da kırılır tam ortasından)

(Parazit cümleler karışır hayatımıza bazen, hayatlar bazen birbirine karışır, kişiler iç içe geçer)

Kırgın;

Varlığınla parlattığım anların, olamayacağım günler için ayırdığım tortusu

Beni unutman için bir fırsattır yokluğum, aşkı da hatırlamazsan olur bu iş.

Çocukluktan kalma bir geçmiş; insanın tekrarladığı cümlelerden ibarettir. Güzeldi diyerek bağışlamak bitirir mi?

İnce ayarlarla dolu…

(ince ayar yapacağım derken, patlayan bomba gibi, gürültüleri içine atılırsın hayatın)

ayaklar yerden kesik,

aşk’tan değil demiştim ama, ben aşka topraktan girdim, (ortada yokken) inandım… kestim tüm bağlantıları yer’le sorma… (sorma diyene daha ne sorulur)

            Çok çocuktum, kirpiklerimle birlikte uyurdum…

koşunun aralarına saklanan hız’dan ibaretti tüm yaşamım. (hız’ın aralarına saklanan koşuyla da koşardım içimi) cennetten kovulan cümleler gibi hızla…

Cennet demişken, cennette ne var; yerçekimi mi gökçekimi mi? hangisi çeker içine bizi. Ben bulsam bulsam aşkın göbek taşını bulurum. Zaten aşk da olsa olsa cennetin kalp atışı’dır.

Dünyaya dönecek olursak… Aslında bi dakka! şöyle düşünelim; Cennetteyiz… hatıralarımızda kalan bir Dünya var ya, herkes birbirine dünya’daki günlerini, hayatlarını, “şimdi” denilen o muhteşem an’larını anlatıyor. Ne büyük muhabbetle… çocukluğunu anlatır gibi: “şöyleydi, böyleydi… bir kum fırtınası tadındaydı... hepimiz kum fırtınasının akışına kaptırmıştık kendimizi, dönüyor dönüyorduk, gözlerimiz kumla doluyordu, ağlıyorduk, ağladıkça yıkanıyor temizleniyorduk, gülüyorduk sonra. Acılar içinde de olsa mutluluğu buluyorduk, insanoğlu’yduk”. Ah Dünya! anılarımızdaki en güzel mavi… Hepimiz çıldırmış gibi konuşuyorduk hep bir ağızdan. Kimse kimseyi duymuyordu… Cennetten bakıyorduk; uzakta bir ışık gibi mavi mavi yanıyordu hatıralar… ve bırakıp geldiğimiz dünyada bütün odaların ışıklarını açık unutmuştuk. Işıl ışıl parlıyordu…

Anlatıyorduk hiç susmadan, bi dünya (tam yerinde oldu galiba) anı. Anlatıyorduk dünyadaki duvarlarımızı, açılan-kapanan kapıları, sınırları, ağaçları, çiçekleri, çocukları (yani kendimizi).

Kendi duvarlarına çarpıp durmak’tı dünya biraz da… dünya’nın dışına çıkamıyorduk. O zamanlar öyle zamanlardı. Öyle kapıları kapıları çarpıp çıkmak gibi bir lüksümüz yoktu. Dünyaya hapsolmuştuk. (Ama güzeldi be!) Kayalar vardı. Katı katı dururlardı… Sele kapılmamak için onlara tutunurduk. Her bir şeyi kendimize tutunacak sebep kılardık. Sele kapılmamak isterdik ama akışa kapılırdık. Akışa bırak kendini derlerdi, sanki başka bir çaremiz varmış gibi… yok illa ben akışa bırakmak istemiyorum kendimi, duracağım burda kazık gibi (dünyaya kazık çakacağım) diyemezdik ya… Sürekli akış’taydık. (Zaten olanı söylemek değil miydi kendini akışa bırak demek, bilmiş bilmiş, sanki yeni keşfetmiş. Kendine gel, tereciye tere satma, akıyor akıyor zaten, sen bıraksan da bırakmasan da). Akışın içinde duraklar vardı. Bi duruyormuş gibi yapsak da (yanılgıydı duraklar) akıyorduk sürekli, akıyorduk saat saat, gün gün, yıl yıl…

Dur neyse bak sözü ben gene aşk’a getireyim. Dünyanın en güzel metaforu aşk… aslında tek gerçeği, (aslında en güzel mecaz’ı) (Dünya cennet’in mecazı, aşk’da dünyanın). Mecaz da olsa en güçlü ana damarı; dünya’nın kalbine kan pompalayan… Dünya’nın mayasıydı aşk, kurda kuşa, çiçeğe böceğe, çoluğa çocuğa, Yaradan’a… insana, eşine, evladına, en sevgiliye… (içine konmuştu elmas gibi keskin) aşkın her hâli, her yaptığı (her dediği) emirdi dünyada… hem alev almış koşarsın, hem de yandığının farkında değilsindir. Okyanusun ortasına gelir gibi olursun birdenbire, dört yanını kaplamıştır ve sen yüzme bilsen de bilmesen de aşk’ın kaldırma kuvvetinden yararlanırsın. Ayağa kaldırır seni, gökyüzüne merdiven dayarsın, bakış bakış bakışırsın. Yeryüzü ile gökyüzü arasında kalırsın. Yeryüzü ile gökyüzünün birbirine baskısı, itme kuvveti, arada kalanların sıkışmışlık hissiyle… ve aşk’ın aşkın gücü sırtüstü devirir tekrar seni, okyanusun üzerinde sere serpe serinlersin, içinden geçer tüm balıklar, mutlu mutlu kulaç atar. Üzerinde güneş, açılmış kirpikleriyle sarı sarı bakar dünyaya (sana)… İçinde balıklar, tepende kuşlar… mutlu mutlu, sen dünyasındır artık, aşk içinde…

Oh be! Ne güzeldin Dünya…


 Seher Türkdönmez

Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click