Gökkuşağı Olalım mı?.

Gökkuşağı Olalım mı?.
(Okuma Süresi: 2 - 4 dakika)


Hayatlarımız birer resim, yağlıboya tablo... Rengarenk. Bir zamandan sonra bakıyorsun, sadece senin seçimlerin değil içindeki renkler, objeler. Senin boyadıklarınla başkalarının akıttığı renkler de var, fırça darbeleri...

Misal sen fidan ekmişsin, her gün sulamışsın. Artık resmin tam sağ köşesinde kocaman yemyeşil bir ağaç varken, bir gün bir bakmışsın biri baltayı vurmuş, ağaç yok.

Sen ağacın yeşilliği altında geçirdiğin huşu dolu zamanlar ve ağaç için üzülürken, birden fark ediyorsun ki başkası oraya gül ekmiş, pespembe, kıpkırmızı ya da sapsarı. Köşe ışık saçıyor. Hıdırellez’de dilek tutup, o gülün dibine dikiyorsun. 

Bir başkası resmine güneş çiziyor, kemiklerin ısınana kadar yatıyorsun altında. Yeğenin geliyor rengarenk top atıyor gri binaların arasına, resmin Picasso tabloları gibi katmanlanıyor. Uçları buluşturuyorsun, dağın zirvesine bir küçük fil oturuyor, denizin dibinde kuşlar uçuyor. 

Değişimlerin hızına yetişemediğim ve yorumlayamadığım zamanlarda düştü zihnime bu tablo. Baktım ki benden bağımsız. 
Kağıt benden de… Boyayan ben değilim, anca boyalara su takviyesi benimkisi. Hiç durmadan değişen bir resmim varmış meğerse…

Gönlüm çok istedi zamanında değişmesin, baktım olmuyor. Çok istedi ve her seferinde olmadı... 

Vazgeçtim sürekli olarak değişiyor olmasına takılmaktan. Bir tek anladım ki kâğıdın hiç bir tarafı, hiç renksiz, hiç boş kalmıyor. Doğa boşluk sevmiyor, zaman boşluk sevmiyor, akış boşluk sevmiyor... Rengin yerine renk, insanın yerine insan, duygunun yerine duygu, desenin yerine bir başka desen koyuyor. Karşı durmak imkânsız... 
Sonra göz resmin yeni haline hemen alışıyor.
Sende renklerle oynamayı öğreniyorsun zamanla. 

Bazı şeyler hiç değişmez diye bütün omuzumuzla yaslandığımız, hakkını vermeden yatışa geçtiğimiz konular var ya... Öyle bir dünya yok. Daima emek, hep emek gerekiyor.

Kendi adıma; resmimi sabitleyemeyeceğimi, benim boyadığım yerlerin başkalarının fırça darbeleri ile değişebileceğini öğrendiğimden beri, odaklandığım nokta resmin neden değiştiği değil, yeni oluşan renkler ile nasıl mutlu olabileceğim.

Daha da önemlisi, göz her yeni şekle alıştığı için.. Sevdiğim, içinde olduğum başkalarının resimlerinden çıkmamaya, yerimi başka renklerin almamasına gayret ediyorum. O tablonun bir köşesinde, içinde bir yerde olmak beni mutlu ediyor.

İstiyorum ki sahibi yokluğuma alışmasın. Madem doğa boşluk sevmiyor, boş bıraktığım yer doluyor, o zaman bırakmam ben de.

Rengini korumayanın yerine gül ağacı ekiyorlar, bilemedin mavi bir deniz boyanıyor, sarı kumlar serpiştiriyorlar. En olmadı bir biblo idareten. 

Üstelik bunu sadece insanlar da yapmıyor. Pandemi bize ne öğretti?

Şartlardan daha büyük, daha acımasız ve daha disiplinli bir ressam yok. Aralıksız çalışıyor.

O yüzden belki en güzeli tekrar fırçayı ele alıp yeni dünyalar boyamaktır.
Olamaz mı? Olabilir :)

Umudun pembesi, hareketin kırmızısı, enerjinin turuncusu, huzurun mavisi, neşenin turkuazı, kahkahanın sarısı, kök salmanın yeşili, maceranın moru ile bezeli yeni dünyalar. 

Çantamıza birkaç eski dost koyup, yenileri ile donatacağımız yeni dünyalar. Bize yeni tablolar boyatacak olan, başka tablolara dahil olacağımız, şekil alıp şekil vereceğimiz dünyalar…

Gökkuşağı olalım, renklerimizin hiç solmadığı... 
Fırçalarımız hiç durmasın✌️


Dünya Döndükçe

Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click