Anne olmak ödevin değil...

Anne olmak ödevin değil...
(Okuma Süresi: 2 - 4 dakika)


Anneler günü daha yeni kutlanmış, üstünde dumanları henüz sıcak sıcak tütüyorken bende eski bir yazımı paylaşmak isterim. 

Gençler güzel, gençlerin kanları deli akıyor ve gençlerin aklı karışık... Hepimizin yirmili yaşları gibi.

Sohbet her zamanki ki gibi başlıyor, “yaşınızı göstermiyorsunuz.”

Sonra “ama isterseniz hâlâ anne olabilirsiniz…” ile devam eden...

Bende hep aynı şeyi anlatıyorum... Bizim kuşağın gayesinin sadece anne baba olmak olmadığını... Bizim önce birbirimizi seçtiğimizi ve eğer mutlu isek bunu aileyi tamamlamak anlamında bir çocuk ile taçlandırdığımızı.

Elbette konuda istisnalar var ve fakat onlar kaideyi bozmuyor. Benim etrafımda tanıdığım ve bildiğim kuşak öyle davrandı, bildiğim gibi. Aşkla, inançla ve dirençle.

Sonra diyorum onlara... “Değişen bir şey yok... Aman çocuğu yapalım da sonra ne olursa olsun” demedik, demiyoruz da hâlâ, demeyeceğiz.

"Sizde demeyin lütfen"

Dolayısıyla gayemiz halihazırda çocuk değil, ne kadar mucizevi bir şey olduğunu bilmekle birlikte. Bizim ne kendimize ne de topluma karşı böyle bir ödevimiz var. 

Genelde bunun arkası efkâr oluyor, belli ediyorlar.

Bana en şaşırtıcı gelen ise bir insanı sadece sevebilmek için sevebileceklerine hiç ama hiç inanmamaları, bunu akıllarının ucuna dahi getirememeleri. İlla ilişkiden bir kazanım olacak, bir sonuç, bir ürün... Matematik denklemi kurar gibiler.

GDO’lar fiziksel yapımıza zarar verdi de... Maneviyatımız nerede nasıl bu kadar farklılaştı? Hangi kuşak farkı bizi birbirimizden bu kadar uzaklara attı?

Hayır... Anlattığımda üzülmeseler sorun yok, diyeceğim ki kuşak farkı. Ama fark ediyorum ki çok da özenip istiyorlar bu saf ama içten hallerimizi... 

Bizim gibi yaşamak, bizim gibi anlatmak istiyorlar ne kadar başardıklarını, neleri başardıklarını. Bazen ne kadar eğlenceli ve mutluluk verici olduğunu bazense ne kadar zorlandıklarını. Bazen kaybettiklerini. Yani aslında ne kadar yaşadıklarını.

İnanmak istiyorlar aslında ama yine de uzaydan bahsetmişim gibi şaşırıyorlar, sanki yüzyıl öncesi masal anlatıyorum onlara…

Kişisel inancım hiç değişmedi, çocuk sebep değil sonuçtur. Olur ya da olmaz... Ama sebep önemlidir, çok önemli. Sebep pembe sonuçlara kapı açıyorsa eyvallah... Ballı kaymak. Yokluğu öldürmüyor.

Önce hayat arkadaşımızı bulmak üzere olsun yolculuğumuz (ikili ilişkiler konusuna istinaden).

Egolarımızı, varoluş amacımızı çocukların üzerinden çeksek güzel olmaz mı canım yeni kuşak arkadaşlarım?

“Aman çocuğu yapalım da gerisi mühim değil” demeyin... Sorsanız çocuğunuz belki seçmez babasız ya da annesiz büyümeyi... Bilse asla seçmez bence.

Niyet o değildir ama aile birliği yürümez, bu bambaşka bir konu. Mutsuz bir ailede olmak kadar zararlısı olamaz, kopmak isteyen kişi sonuna kadar haklıdır.

Gençlere ödev olsun hayat arkadaşlığı ve aile mevzuları... Prenses ve paşalarımıza öğretelim.

Öğrenemeyenler mutsuz keza... Ne mutsuz olsunlar ne mutsuz etsinler...

Ve bana kimse hâlâ anne olabilirsin demese artık keşke...

Karşı olduğumdan değil, güzelliğini tasavvur edemediğimden değil, saygı duymadığımdan hiç değil. Bunu bir görev olarak almadığımdan, olmazsa olmazlarımdan olmadığından. Kadınlığı sadece annelik üzerinden yorumlamadığımdan, bu yorumlara ve dayatmalara da çok karşı olduğumdan. 

Sordun mu güzel kardeşim elimde fırsat varken neyi seçtiğimi?

Bizim yaşlara gelmiş kadınlara mağdur edebiyatı yapıyorsunuz anne olmadık diye de...Hangimiz daha mağduruz acaba?

Bunu ödev gibi gören mi bunu hediye olarak alan ya da almamayı seçen mi?

Yazı vesilesi ile de tüm annelerimizin, anne adaylarımızın, çocuklara annelik eden herkesin, her canlıya annelik eden herkesin geçmiş Anneler gününü kutluyorum…


Dünya Döndükçe

Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click