Şimdi... Huzurun Çiçek Açma Zamanı...

Şimdi... Huzurun Çiçek Açma Zamanı...
(Okuma Süresi: 3 - 5 dakika)


Umutlu olmak, safça bir iyimserlik değildir. İnsanlığın yüzleştiği trajediyi görmezden gelmek de değildir. Umut, her ihtimali görüp, evinde oturup kötülüğe küfretmektense, iyilik için elinden geleni yapmak demektir.

Hakan Mengüç

Sana kader olarak gelen insanlar var. Senin de kader oldukların…
Ailen, sevgilin, dostların, iş arkadaşların, hiç adını hatırlamadıkların, yok saydıkların…
Birlikte büyüdüklerin, birlikte küçüldüklerin…
Yaşadıklarının bir kaderden kaynaklandığını düşünürken hayatın senden beklentilerinin çok daha fazlası olduğunu fark ettin mi hiç?
Canın yana yana canından vazgeçmen gerektiğini?
Yeniden doğmak için eski sen’in ölmesi gerektiğini?
Yalnızlık dediğinin kalabalıklardan ayrı kaldığın zaman olmadığını?
Derinlerinin üşüdüğünü?
Sırf o üşüdüğü için ısıttığını zannettiklerini?
O zannettiklerinin aslında seni daha da fazla üşüttüğünü?
Hayatta var olmayı beceremeyenlerin yok olmaya mahkum olduklarını?
Asıl mücadelenin para kazanmak için olduğunu zannederken asıl mücadelenin varlığını hissederek, var olarak yaşamak olduğunu?
Kendini yok saydıkların, yok sayıldıklarına verdiğin müsaadelerin gün gelip de kalp çarpıntılarına yol açacağını?
Belki de hala çarpan kalbinin sana söylemek istedikleri vardır;
“Hala çarpıyorsam, bir sebebi var.
Hala çarpıyorsam, hayatın senden umudu var.
Belki de umutlanman, umut olman gerek.
Başta kendinden esirgediklerine layık olduğunu hissetmen gerek.
Dışarıda sana gösterilen hayat, sadece bir tiyatro oyunu.
Oyuncular değişecek. Günü gelecek, bazı oyuncuların ölmesi gerekecek, bazılarının rollerinin zamanı bitecek. Yeni oyuncularla oyuna devam etmek gerekecek.
Olabilir…
Hepsi olabilir, hepsi yaşanılabilir…
Senaryosunu senin yazdığın bir oyun bu. Tüm oyuncular, senin iki dudağının arasında.
Bu oyunun sonunu nasıl yazmak istiyorsun?
Daha da önemlisi, bu oyunu bir gün izlerken sonunda ne izlemek istiyorsun?
Oyunun başrol oyuncusuna yüklediğin misyon ne?
Ya da beklediklerin?
Ya da kendisinden beklenildiğine inandıkların?
Bazen en dibi göstermeden gökyüzüne çıkartmaz hayat seni.
Ya da en dipteyim dediğimde şaşırtmak için ‘dur bakalım daha diplerim de var’ der, kim bilir?
Fizik bedeninde hiçbir şey yokken, ruh bedeninin parçalara ayrılması nedir yaşadın mı?
Ben yaşadım…
Belki de asıl sustuklarındır en büyük çığlığın…
Atamadığın çığlıklarındır hayatın senden bekledikleri…
Artık zamanıdır belki de gerçekten ses çıkarmanın…
Ne olabilir ki?
Zaten gitmesi gerekenler, öyle ya da böyle gitmediler mi?
Hayatına girmesi gerekenler bir şekilde girmedi mi?
Tesadüf dediklerin…
Kendini sev.
Kendini her şeye layık gör…
Kötü olma, kötülük yapma…
Ama hakkını da yedirme.
Göz yumarak, alttan alarak, tepkisiz kalarak yaptıkların iyilik değil, başta kendine haksızlığın.
Önce kendi hakkını yeme, yenilmesine de müsaade etme.
Bunu sen yapmıyorsan kimseye, demek ki yapılmadan da yaşanılabilir.
Sınırlarını bil. Bu sınırlarını kimseye söylemesen de aşmayacağına sonsuz güvendiklerine sarıl.
Sarılamıyorsan da bekle.
Mutlaka ama mutlaka, yaşadıklarının ödülleri olacak.
Hayat sana mutlaka yollar sunacak…
Hatta tercih etmediklerini de gösterecek, sen kibirlenmediğinde…
Eğer vazgeçtiğinde, vazgeçebildiğinde de huzurluysan, doğru yoldasın…
Huzuru hissettiğinde açacaksın çiçeklerini…
Seni huzursuz hissettiren ne varsa, neresi varsa gitme, gittiysen de kalma, yapma, durma…
Bil ki içindeki huzurun ya da huzursuzluğun, hayatın seninle konuşma yöntemi…
Her konuşmanın harflerle olacağını mı sanıyorsun?
Ya sustukların?
İçindeki sessiz çığlıklarının, sessiz huzursuzluğunun sana anlatmak istediği bir şeyler var.
Dinle onları.
Kapatma kendini, kapatma yüreğini…
Bil ki sen açmaya niyet ettiğinde açacak çiçeklerin…
Hayatından gidenler, yerine gelenlere yer açmak içindi…
Anla ve suçlama…
Belki de bu sefer ayağa kalkmak zamanıdır.
Belki de KIYAM – ET zamanıdır…
Kendi kıyamını anlaman, anlatman zamanıdır.
Sıradışı hayatlar yaşayanların sınavlarının kolay olduğunu mu sanıyorsun?
Yüreğinde hissettiklerinin yüreklerinin parçalanmadığını mı sanıyorsun?
Her değişimin bir bedeli var.
Bir sorumluluğu da var.
Düzene ayak uyduranlar mı iyi dediklerin?
Farklı olma cesareti gösterenlerin iz bıraktığı bir evrendeyiz.
Farklı olma cesareti olanların anlatılacak hikayelerinin bulunduğu bir evrendeyiz.
Senin de anlatacak bir hikayen var…
Eğer yoksa belki vakti gelmediğinden, belki de vaktini ertelediğinden…
Bırak senden beklenilenleri, bırak sana dayatılanları, bırak geçip gidenleri…
Çatlama cesareti gösteren tohumdur meyve veren…
Saksısında bakarak büyüttüğün çiçek yerine, kaldırımlarda betonun içinden çıkan çiçektir takdir ettiğin.
Tüm duvarlarını yıkma zamanıdır belki de şimdi.
Bunu şimdi hissediyorsan, vakti de şimdidir.
Her yıkman gereken duvar, vaktinde yıkılmıyorsa mutlaka deprem olacaktır…
Mutlaka yıkılacaktır…
Sen cesaret edemediğinde, doğa yapacak bunu senin yerine geçip…
Çatlama cesareti göster…
Her nefes, yeni bir başlangıç…
Her nefes, yeni bir beden…
Her nefes, yeni bir sen fırsatı…
Şems’in de dediği gibi: Hayatın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Belki de kaderinin değişeceği yer, orasıdır…”

Çatlama cesareti gösteren tüm ruhlara selam olsun…


Av. Gamze Kurban

Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click