Batsın bu DÜNYA!!..

Batsın bu DÜNYA!!..
(Okuma Süresi: 5 - 10 dakika)


Bu pandemi denen şey yediden yetmişe din, dil, ırk, coğrafya ayırt etmeden herkesin ayarlarını bozdu. Mesela İspanya da uygulanan sokağa çıkma yasağında evcil hayvan gezdirme ayağıyla kavanoz içindeki balığı ile sokağa çıkan adam polise yakalandı.

Yaratıcılık konusunda biz geri kalır mıyız?

Bir telefon görüşmesi ile bu ülkenin başbakanını kandırmayı başaran, hakim ve savcılarını, proflarını kandırıp banka hesaplarını boşalttırmayı başaran, bu milletin bağrından çıkmış, şeytana pabucunu ters giydirebilecek yetenekte dolandırıcılar yetiştirmeyi başarmış bir toplumdan elbette yaratıcılık konusunda sanat eserleri beklemek yanlış olmaz.

İlçe sağlık kurulundan izin alınmış gibi kendi kendilerine sms atarak sokağa çıkma yasağını delmeye çalışan bir grup insan çıktı aynı arabanın içinden, ama yer mi Türk polisi, yememiş tabi ki, yakalamış haliyle. Kendilerini uyanık sanan asalak Suriyeliler bile kendilerince yasağı delmenin yolunu aramışlar ama onlar, nasıl ifade etsem bilemedim ama, tam salak çıkmışlar, polise boş A4 kâğıt uzatınca yemişler cezayı.

Biz millet olarak daha hafta sonu sokağa çıkma yasağının amacını anlamamış, alışamamışken tam kapanma ayağı ile 17 gün eve tıktılar bizi.

Daha doğrusu tıktıklarını sanıyorlar.

Ne demiş twitter fenomenimiz @avukatergunn Tam Kapanma Şiirinde?

Yoğurt al kase alma,
İçki reyonuna sakın dalma,
Tedbiri elde tut aman salma,
Sokaklar lebaleb bu nasıl kapanma.

Turistsen sorun yok boy ver,
Esnafsan çoktan battın koy ver,
Böyle tedbirlere korona bile güler,
Oteller tıklım tıklım bu nasıl kapanma.

Normalleşmeye dönüşün ilk adımlarının atıldığı günleri hatırlayın, kafelerin, restoranların açıldığı ilk günleri… Salgın bitmiş gibi ipini koparan kafelere, restoranlara koşmuştu, her şey unutulmuştu. Çok özlemişler, öyle dediler. “ay çok özlemişim rakı balık yapmayı” diyordu kokoş abla.

Sen istediğin kadar yasak koy, kontrol edemedikten sonra kimse takmaz, sen uymadıktan sonra kimseden de uymasını bekleyemezsin. Ülkenin zengini tatil beldelerinde denize girerken geçim derdinde olan insan eve kapatamazsın. Elin gavuru elini kolunu sallayarak İstanbul sokaklarını arşınlarken, Antalya sahillerinde denize girerken, sırf yurt dışında oturumu var diye Türk vatandaşlarına sokalar serbestken sen bu milleti kapalı kapılar ardında tutamazsın, mümkün değil.

Deler geçer yasağını.

Bıktı insanlar, bunaldı... Ayarlar bozuldu...

***

Geçtiğimiz Pazar kısıtlamanın üçüncü günüydü galiba.

Sabahın erken saatlerinde başladı komşuda hareketlenmeler, kıpırtılar, bir haller bir haller.

Ramazan’ın başından beri saat birden önce uyanmayan aile sabahın erken saatlerinde içtima’ya çıkan erler gibi maaile büyük bir heyecan ve hareketlilikle balkondaydı. Adam bir koşu fırına gitti, boyoz, gevrek, poğaça, sıcak ekmek alıp geldi. Aşağıdan buram buram kızartma kokuları yayılmaya başladı.

Balkon da tatbikat var sanırsın, emirler havada uçuşuyor, evin erkek bebesi (4 yaş) sürekli azar işitiyor, Japon balığı gibi 3 saniye de bir yapma oğlum dedikleri her ney ise yapıyor ve fırçayı yiyip oturuyor, ksıır döngü gibi, 3 saniyede bir tekrar ediyor. Evin kızı (12 yaş) heyecanla anasına yardım ediyor.

Masa hazırlanıyor, heyecanlı, sabırsız...

Bunlar bu saatte kalkıp kahvaltı yapmaz mümkün değil. Ramazan, “oruç zorlamıyor, valla çok kolay geçiyor maşallah” diye telefonda birilerine anlatıyordu geçen gün.

Ne oluyor, napıyor bunlar demeye kalmadı iki araba yanaştı hemen önümüze. Gelenler bahçeden bunlar balkondan sevip de kavuşamayan sevgililer gibi çığlık çığlığa coşkuyla uzaktan kucaklaşıyorlar.

İki aile, çoluk çocuk 8 kişi, 4 de bunlar 12 kişi, hepsi balkona doluştu, balkon olsun olsun 6 m2.

Birader nereye sığdırdın, kaçak kat mı çıktın balkona ne yaptın.

Maske yok, mesafe yok...

Hijyen? olsa ne olur olmasa ne olur.

Panayır yeri gibi, bağrış, çağrış, herkes kendi sesini duyurmanın, kendisini dinletmenin derdinde ama kimse kimseyi dinlemiyor… Kuru gürültü... “Babaaağğğ bana bak” diye bağıran bebeden, “şşşşt, şşşt bak hele bi dinle gı ne diycem” diyen evrilmesi yarım kalmış bet sesli kadına, bak biz çok eğleniyoruz, hayat bize güzel mesajını etrafa vermeye çalışan komşuma kadar balkonda ne kadar nefes alan canlı varsa koro halinde bağırıyor.

Sabır diyorsun, sabır.

Uzun süren kahvaltı sonrası bebeler kendilerini sokağa attı, peşlerinden anaları sandalyelerini alıp bahçeye indi, hava sıcak, camlar açık, günlerden Pazar (gerçi her gün pazar havasında ama olsun, pazar gününün ayrı bir psikolojisi var insan üzerinde), keyif yapacaksın, sessiz sakin bir gün olsun istiyorsun, kahven hazır, kitabın hazır…Her şey tamam.

Huzur na-tamam…

Hani yasak vardı? Hani tam kapanma vardı? Hani kimsenin gözünün yaşına bakılmayacaktı?

Bisiklete binen, anasına seslenen, babasına kendini göstermeye çalışan çocuklar bir o yana bir bu yana koşturuyor ama analar dedikodunun dibine vurmuş, babalar kendi alemlerinde, ne konuştuklarına anlam vermek mümkün değil. Açmışlar teybin sesini de camları da bahçeden müzik dinliyorlar…

Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır derler ya…

Öyle bir durum.

babaaaaağ bi bak yaaaa, ne göstereceğim” diye kendini yırtan kız, bir sağa bir sola bisikletini sürerek dikkat çekmek için akrobasi yapıyor, babası görsün, “aferin kızıma” desin diye yırtıyor kendini ama babanın umurunda değil, hayattan bıkmış yakınıyor karşısındakine.

“babaaaaaağ bana baaaak”
“babaaaaaağ bi bak yaaaaa, ne gösterecem sanaaaa”
“babaaaaaaağğğğ”

Sabır diyorsun ama ne sabrı birader. Nereye kadar sabır.

babaaaaağğğğğ……” dedi ve koptu film...

Kimse bu çocuğun babası bir baksın da çocuk da rahatlasın biz de rahatlayalım…” diye bağırdım aşağıya.

Bir anda ortalık sessizleşti.

Anlık ama.

Kendi seslerine o kadar alışmışlar ki, kendilerinden başka kimsenin yaşamadığına nasıl inandırdılarsa kendileri de şaşırdılar, anlık şok yaşadılar.

Ama hemen geçti.

Vedat abi rahatsız mı ettik seni, misafirlerimiz var da” dedi. O sesi artık duymaya tahammülüm kalmamış, tırmalıyor kulaklarımı, batıyor… Cevap vermedim, veremedim... Bahane üretip daha da sinirlerimi gersin istemedim, sustum.

Hava sıcak kendini içeri kapatamazsın, yasak var!! Dışarı çıkamazsın…

Huzur?

Katlettiler.

Kitap bana baktı ben kitaba öylece bakıştık.

Bir şekilde kendimi rahatlatmam lazım, sessiz kaldıkça sinir kat sayısı da katlanıyor. Jandarmayı arayım dedim bir ara, gelsin hepsine cezayı yapıştırsın. Acıdım, evin kredisi, 2 çocuk, hayat pahalı, evlat acısı gibi koyar bunlara, vaz geçtim.

Sonra…

Dinsizin hakkından imansız gelir dedim.

Kuruldum balkona, yerleştirdim ses sistemini açtım sesini, aşağıdan gelen sesleri bastıracak düzeyde… miss…

Oooh, dünya varmış, bir anda aşağıdan gelen sesler azaldı, yavaş yavaş huzur gelmeye başladı diye düşünürken…

Cafer amca çıktı sahneye.

Aşağıdakilerin yan komşusu, adam normal şartlarda bile facia. 85 model şahin arabası var, Mercedes zanneder, çift Magirus kornası var, ne zaman sokağa girse kornaya basmaya başlar. Her seferinde "hanım suyu ısıt ben geliyorum" diye mesaj verdiğini düşünür gülerim kendi kendime. Hiç bozulmaz bu kaide, sokak başında iki ÜĞ ÜÜÜÜÜÜĞ kapının önünde iki ÜĞ ÜÜÜÜĞĞĞ.

Amaç?

Kim bilir, belki hakkikaten suyu ısıt diyordur.

Adam baktı yan komşu bahçede alem yapıyor, onun üstü (ben) balkonu BAR’a çevirmiş gavurca bir şeyler çalıyor.

Muhtemelen benim neyim eksik diye düşündü Cafer ağa.

Magirus kornalı Şahin arabasının kapılarını açtı, arkasına dolandı bagajını açtı, içine girdi teybini açtı sonra itina ile ses ayarlaması yaptı önce hem benden gelen sesi bastıracak hem de yan komşusundan gelen sesleri.

Sonra, komik ama gerçek, açtı Orhan Gencebay dan Batsın Bu Dünya’yı, yaktı sigarasını, öylece oturdu arabasında saatlerce.

Ve ben...

Tam kapanma ile başlayan çileme isyan ederken "bence de batsın bu dünya" dedim sessizce en içten duygularımla.

Batsın bu dünya...

***

Dip not: Yukarıda okuduğunuz satırlar 2 Mayıs pazar günü yaşananlar üzerine hafta içi kaleme alınmıştı ve yazı son şeklini aldıktan sonra üstüne ne olaylar, ne maceralar yaşandı, yaz yaz bitmez ama size bir tanesini aktarmadan geçmek istemedim...

Bu pandemi belasından kesinlikle kurtulacağımız umudunu geçen gece sabaha karşı 4 gibi tamamıyla kaybettim, bütün umutlarım tükendi.

Sabah kahvaltılarını, iftar buluşmalarını geçtim artık, sahur gezmelerine başlamışlar, ya da daha önceden de vardı da bizimkilere sıra yeni geldi bilmiyorum artık. Sahura misafirliğe gelenlerin sabahın dördünde bunları uyandırmak için 15 dakika boyunca ritmik bir şekilde kapıya vurmaları…

TIK TIK TIK TIK …. TIKI TIK … TIK TIK TIK TIK … TIKI TIK...  tam 15 dakika, ben uyandım onlar uyanmadı, arada bir kat var el insaf.

Ve beynimin bir köşesinde durmadan tekrar eden, içten kemiren ve gittikçe bütün benliğimi saran tek şey Kastamonu yöresinden MANDA YUVA YAPMIŞ SÖĞÜT DALINA oldu…

Aşağıdan Geliyor Türkmen Koyunu Aman Aman
Selviye Benzettim Yarin Boyunu Amanın Yandım

Amanın Amanın Amanın Yandım
Tiridine Tiridine Bandım
Bedava Mı Sandın Para Vidim Aldım
Tiridine Tiridine Tiridine Bandım
Bedava Mı Sandın Para Vidim Aldım

Sabahleyin Erken Çifte Giderken Aman Aman
Öküzüm Torbadan Düştü Gördün Mü Amanın Yandım

Amanın Amanın Amanın Yandım
Tiridine Tiridine Bandım
Bedava Mı Sandın Para Vidim Aldım
Tiridine Tiridine Tiridine Bandım
Bedava Mı Sandın Para Vidim Aldım

Manda Yuva Yapmış Söğüt Dalına Aman Aman
Yavrusunu Sinek Kapmış Gördün Mü Amanın Yandım

Amanın Amanın Amanın Yandım
Tiridine Tiridine Bandım
Bedava Mı Sandın Para Vidim Aldım
Tiridine Tiridine Tiridine Bandım
Bedava Mı Sandın Para Vidim Aldım


Vedat Ali Bayrak 
VaB Logo

Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click