Amerika'nın Boş Bidonları

Amerika'nın Boş Bidonları
(Okuma Süresi: 5 - 9 dakika)


Ulusal egemenliğimizin 101. yılını kutladığımız bu günlerde aslında egemenliğimizin nasıl sistematik olarak elimizden alındığını dilimin döndüğü kadar size anlatayım.

Her şey 74 yıl önce Amerikan Başkanı Harry S. Truman’ın 1947 yılında Amerikan Kongresine hazırlamış olduğu kendi adını taşıyan Doktrini açıklaması ile başlar. Amaç, ABD’nin kendisi ve Batı Avrupa için yaşamsal önemi olan Orta Doğu‘da, Sovyetler Birliği’nin etkin olma çabasının önüne geçmek istemesidir ve bu amaçla Kongreden Yunanistan ile Türkiye’ye 400 milyon dolarlık askerî yardım yetkisi alır. Yunanistan’ın payına 300, Türkiye’nin ise 100 milyon dolarlık yardım düşer, ayrıca elindeki silah ve malzemelerden de hibelerde bulunulur.

Bu olaydan 9 yıl sonra 1956’da Nelson A. Rockefeller dönemin Amerikan Başkanı Einsenhower’a yazdığı mektupta özetle şöyle der;

“…Biz askeri paktlarımızı kurmayı ve sağlamlaştırmayı hedef alan tedbirlere devam etmeliyiz. Büyük ölçüde politik ve askeri nüfus garantileyecek genişlikte ekonomik yayılma planını Asya, Afrika ve diğer az gelişmiş bölgelerde uygulamak zorundayız. -YARDIM – birinci gruba, bizimle dost olan ve bize uzun süreli askeri paktlarda bağlanmış olan ülkelere girer. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır.

Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur. Bu noktada dışişleri bakanlığı ile aynı fikirdeyim, genişletilmiş iktisadi yardım, - örneğin Türkiye’ye – bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani bağımsızlık eğilimini artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere – Türkiye gibi – doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır.

Bunlara bağlantılı olarak özel sermaye yatırımlarını da ayarlamak gereklidir. Hükümet, özel sermaye yatırımlarını cesaretlendirmeli ve onlardan akıllıca yararlanmasını bilmelidir. Bu yatırımlar yardımıyla birçok politik amaca ulaşılabilir. Bu tip özel sermaye yatırımları zamanla bütün gayri meşru muhalifleri ve politikamıza karşı mukavemeti ortadan kaldırabilmeli veya nötralize edebilmeli. Ayrıca bizi desteklemekte kararsız ve sallantılı olan bütün şahsi teşebbüs ve menfaat çevrelerini etkilemelidir.

Aynı zamanda ABD ile iş birliğine hazır yerli iş adamlarına yardımı artırmalı ve böylece bu iş adamlarının, ilgili ülkenin ekonomisinde kilit noktaların ele geçirmeleri, buna dayanarak politik etkilerinin artması sağlanmalıdır.

Nelson A. ROCKEFELLER “

***

Şimdi sizi 52 sene öncesine götüreyim ve 1969 yılı sonlarında Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan aylık “Ortak Savunma ve İş birliği Koordinasyon Kurulu” toplantısında yaşanan bir olayı size aktarmaya çalışayım.

O dönemlerde Genel Kurmay Başkanlığı her yıl yardım adı altında alınacak malların bir listesi hazırlanır ve bu liste US-AID görevlileri ile tartışılır, üzerinde anlaşılan mallar karara bağlanarak “YARDIM” adı altında istenir, gelen yardımlar da iki ülke arasında yapılan anlaşma gereğince ilgili birimlere gönderilerek amacına uygun bir şekilde kullanılırdı.

Gene böyle bir toplantı Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Şükrü Elekdağ'ın ev sahipliğinde yapılırken Türk heyeti, Amerika dan gelen yardım malzemelerinin taşınması için kullanılan ve içi boşalan varillerin ihtiyacı olan kurumlara devredilerek kullanılması talebinde bulunur. Neticede taşıma amacı ile kullanılmış, hiçbir ekonomik ve stratejik veya savunmaya yönelik bir amacı olmayan BOŞ VARİLLER masumane bir düşünce ile ihtiyacı olan kurumlara devredilmek istenmektedir.

AMA...

Toplantıda hazır bulunan Amerikalı Albay, Türklerden gelen bu talep karşısında şu konuşmayı yapar;

"ABD ile Türkiye arasında yapılan Ortak Savunma İş birliği anlaşmasına göre, yapılan yardım, hibe, satış ya da herhangi bir nedenle size devredilen, bilgi, proje ya da malzemenin sahibi, yalnız ve her zaman Amerika’dır, benim devletimdir.

Bunlar size, ‘Ortak Savunma anlaşmasının gereği olarak devrediliyor. Bunların statüsü Kongre Yasasının ¼ ve 3’üncü maddelerine göre saptanır. Buna göre de Türkiye zilyet durumdadır bu nedenle ‘yasanızdaki BÜTÇE ’ye DEVREDİLİR’ hükmü uygulanamaz. Unutmayın ki Başkan ya da Kongre istediği an yardımları durdurduğu gibi o yardımları ve bilgileri geri isteyebilir.” 

Adam resmen senin yasalarının ne dediği bizi ilgilendirmez, burada bizim kanunlarımız geçerlidir ve siz buna ya uyarsınız ya da bizden yardım alamazsınız demiştir.

Amerikalı “dostlarımız” kendi yasalarına göre, yapılan hibelerin, yardımların, hatta parasını ödeyerek almış olsak bile her şeyin sahibi olduklarını söylüyorlar ve bizimle yapmış oldukları anlaşmayı da dayanak olarak göstermişlerdir.

Ne için?

Birkaç tane BOŞ VARİL için.

Böyle bir anlaşmaya imza atmanın ulusal çıkarları ipotek altına almak olduğu bilemeyecek kadar geri zekalı diplomatlarımız yoktu herhalde. O zaman geriye iki seçenek kalıyor ya hakikaten ülke çok kötü durumdaydı, kendisini savunamayacak ve idame ettiremeyecek haldeydi ya da bu anlaşmalara imza atan diplomatların, devlet adamlarının tamamı satılmış vatan hainleriydi. Seçin beğenin alın ben başka bir seçenek göremiyorum açıkçası.

Amerikalı Albay'ın bu konuşması üzerine Şükrü Elekdağ söz alır. Eminim Türk heyetinde görev alanlar Şükrü Elekdağ söz aldığında Amerikalı Albaya haddini bildireceğini düşünmüştür ama öyle olmaz maalesef.

Elekdağ “…’Yardım’ adıyla ya da ortak savunma için parası ödenerek alınan mallar, (her türlü silah, araç gereç vb.) her şey amacına uygun olarak değerlendirilecektir. Bu bağlamda da bu mallar o amaç dışında bir başka amaçla, örneğin Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları için kullanılamaz; çünkü bunlar ‘Ortak Savunma İş birliği’ için gönderilmektedir.” der.

Hiç bir maddi ve stratejik değeri olmayan, üç beş boş varil için bile kendi ulusal çıkarlarını savunmadan Amerikalı Albayın söylediklerini destekleyen konuşmayı yapan Elekdağ 1979'da ABD Büyükelçiliğine getirilir ve 10 yıl boyunca bu görevde bulunur.

Hemen buraya bir dip not eklemekte fayda var, Şükrü Elekdağ bu açıklamayı elbette karşılıklı imzalanan anlaşma hükümlerine göre yapmıştır, benim ve eminim bu satırları okuyan sizlerin de canını sıkan, sebep her ne olursa olsun pervasızca, ev sahipliğini yapmış olduğumuz bir toplantıda mevki, rütbe ve statü olarak kendisinden yukarıda olan Türk heyeti karşısında Amerikalı Albayın alay eder gibi aşağılayıcı bir şekilde konuşması ve had bildirmesidir. Bu ne ilk olaydır ne de son olacaktır elbette.

Yokluk içerisinde Kurtuluş Savaşından galip çıkan, küllerinden devlet kuran, dünyanın hayranlık duyduğu, sömürge ülkelerine ilham kaynağı olan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin düşürüldüğü duruma bakar mısınız?

Ne diyordu Nelson A. ROCKEFELLER mektubunda? “…oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur…” Yardım adı altında ağzımıza sürülen birer parmak balla bizi kandırdılar. Amaçlarına ulaşmak için sivil toplum örgütleri, vakıflar, dernekler, okullar tarikatlar kurdular, kendi bürokratlarını kendi okullarında yetiştirdiler, eğittiler içimize saldılar. İşte o adamlar Amerika’nın boş bidonlarını dahi kullanmamızı engelleyen anlaşmalara imza attılar.

1947 yılında Truman Doktrini ile başlayan Marshall yardımları ile devam eden süreçte Rockefeller’in tavsiye mektubunda yazdıklarını tek tek uyguladılar ve uygulamaya devam ediyorlar.

Yavaş ama emin adımlarla örümcek ağı gibi ülkeyi sardılar, içten içe kendi kendimizi kemirttiler ve hala da yapıyorlar. Kendi çıkarlarını tehdit eden ne kadar Ulusalcı, Milliyetçi asker, akademisyen, politikacı, iş adamı, sivil toplum kuruluşu varsa hepsini tasfiye ettiler ve etmeye devam ediyorlar. 

Marshall yardımı çerçevesinde bize gönderilen süt tozlarının kutusunun üzerindeki etikette  gömleklerinin manşetinde Amerika ve Türk bayrakları olan sıkı sıkıya tokalaşan iki el vardı ve yurdun en ücra köşelerine, yolu olmayan köylere kadar ulaştırdılar onları. Üzerinde Amerikan Halkı Tarafından Bağışlanmıştır yazıyordu. Mesaj son derece açık ve netti “Benim yardım elim olmasa sen açsın” 

*** 

Yazılara şiir eklemek adetim değildir ama Rockefeller’in mektubunu alıntıladığım “Oltadaki Balık Türkiye” kitabından mektuptan hemen sonra yer alan iki şiirden biridir bu ve hem o dönem hem de içinde bulunduğumuz bu dönemin vahametini anlatan mükemmel bir şiir.

Şehitler
Şehitler, Kuvâ-yi Milliye şehitleri,
Mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâ-yi Milliye şehitleri,
Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler
Dumlupınar’dakiler de elbet
ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler…
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâ yi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken, düşmanı çağırdılar.
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâ-yi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Nâzım Hikmet

 


 Kaynaklar : 

  • Nazım Hikmet, 1959 Bütün eserleri, c2 s 242 - Sofya Baskısı - 1967
  • Oltadaki balık Türkiye - M.Emin Değer
  • Sivil Örümceğin Ağında "project democracy" Mustafa Yıldırım

 

Vedat Ali Bayrak 
VaB Logo


 



Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click