BİTSİN ARTIK BU ÖZLEM

BİTSİN ARTIK BU ÖZLEM
(Okuma Süresi: 4 - 7 dakika)

Yakıyor...
Kar gibi...
Önce bembeyaz saf geliyor, keyif alıyorum o soğuktan.

Sonra yavaş yavaş yüzüm ellerim yanıyor, başka türlü bir yanış bu, kar yakar ya, işte öyle. Rengim değişiyor, uyuşuyor ellerim, geriliyor, çatlıyor yüreğim... Nefesim kesiliyor bazen, ciğerlerim acıyor, yanıyor ve sonunda içime işliyor. Ne yapsam ısınamazmışım gibi geliyor.

Özlem diyorum... Kar gibi..

Önce yakıyor, sonra üşütüyor...

Yoksulluklarım yoksunluklarım mı? Ya da yoksunluklarım yoksulluklarım. Seç beğen hangisini istersen.

Uzaktan gelen bir melodi özletir, bir kahve kokusu, deniz, bir mavi fotoğraf, duyduğum bir haber yada bir film içindeki bir tek kelime, bir bakış... Özletir, bahaneye ihtiyaç duymaz zaten özlem.. Yoksulluğumdur... Yoksunluğumdur... Varolmuştur, şu anda yoktur, varolmasını isterim...Sonuç; bu artılı eksili denklemde... Özlem...

Özlediğin, gidip göremediğindir;
Ama gidip görmek istediğin
Özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen
Özlediğin, gidip görmek istediğin
Ama gidip göremediğin
Özlem, gidip görmek istemen
ama, gidememen, görememen;
Gene de, istemen... (Oruç Aruoba)

Hatırladığım ilk özlem babama... İşe gittiğinde bile özlerdim, beklerdim. İş için uzaklara gittiğinde daha çok. Arada bir sürü başka şeyler... Yaz tatilinde adada kalışım, karşı kıyıya bakarak, sürgündeki prenses gibi evi özleyişlerim var mesela. Ama asıl üniversiteye gidiş, evden ilk ciddi ayrılış. Yurtta telefon anonsları, bitmeyen ankesörlü telefon kuyrukları, her bir kelime gözlerimi doldurur, koşmak, dönmek, bir daha evden burnumu çıkartmamak isterdim... Bundan büyük özlem olmadığını düşünürdüm. Tek teselli yalnız olmamamdı. Ankara'ya beraber gittiğimiz arkadaşlarım ve yurtta herkes benimle aynı durumda. Ne oldu... Alışıldı. Gece bin, sabah evinde ol kadar mesafeydi zaten. Sonra mesafe daha da uzadı, daha uzağa giden anne babama ulaşmak zorlaştı, ülkenin karışık zamanlarıydı yine. Ona da alışıldı. Ve hatta yaz tatillerinde de Ankara, arkadaşlarım ve yurt özlendi.

Sabır...

Sabırdır özlemek..

Sabredersin özlerken, ince ince örersin, motif motif sevgiyle birleştirir, zamanla süsler, anılarla renklendirir, tebessümle geliştirir, gözyaşıyla sulayarak büyütürsün onları, sonra giyersin üstüne, ayna karşısına geçer, bakar bakar daha bir özlersin.

Yaşamın içinden, yaşamla birdir o. Bana iyisiyle kötüsüyle hayatta olduğumu, geçmişim olduğunu, bugün hayal etmeyi, geleceğimi nasıl şekillendirmek istediğimi hatırlatır, öğretir özlemek.

Anladım hayalmiş mazinin adı.
Yıllara karışan herşey ses verir (Nazım Hikmet)

Yapamadıkların özlemek, gidemediklerin, gelemediklerin, yaşayamadıkların... Sevdiğin şeyi özlersin... Kavuşmayı istemektir özlemek, sadece insana değil bir yere, bir duruma, bir varlığa kavuşmayı...

Kelimeler... Ki onlar, uzaktan, böyle zamanlarda, kolu kanadı kırık kuşlardır uçurmaya çalıştığın. Yetemediği zamanlar. "Özledim seni"lerin.  E, o zaman... yap birşeyler. Yok işte, yapamadığın zamanlar, yapamadığını bazen anlatıp bazen anlatamadığın. Yaz, konuş neye yarar dokunamadıktan sonra ellerine ellerinle, gözlerine gözlerinle. Mesafeler diyorum mesafeler...

Aramızda yirmibeşbin kilometre
sen kıştasın ben yazdayım
Sen bir yarısında dünyanın
Ben öte yarısındayım
Yine de bırakmıyor ellerimi yokluğun (Aziz Nesin)

Gidemedikten sonra, gelemedikten sonra ha aynı şehir, ha yirmibeş kilometre, ha yirmibeşbin... Farketmiyor. Korkular var, tedbirler, endişeler ve gerekler var. Oturuyoruz oturduğumuz yerde. Yandığım, donduğum günler, kısa soluklu işler, maskeli en ufak eforun nefesimizi kestiği, nefes almaktan da, alamamaktan da korktuğumuz kısıtlı mekanlar, farklı zamanlar. Ah...

İçimde bir şeytan var, diyor ki
Aklına ne gelirse yapsana (Cahit Külebi)

O şeytana ve size sesleniyorum Cahit Bey'ciğim, o bile yapamaz aklından geçeni, o bile hayal etmemişti bu kadarını, bu günleri...

Durdurulabilir birşey değil özlem. "Pat" diye oturuyor kalbinin üstüne, davetsiz misafir. Her özlem en büyüğü gibi geliyor insana. Çaresi varsa ne ala. Ya yoksa... 

Mesela dün gece, sormadan yine, birşeyler seyrederken televizyonda, yine o davetsiz dondurucu soğuk geldi yaktı yüreğimi. Bu işte, özlemlerin en çaresizi. Doyasıya yaşadıkları, eğlendikleri, sevdikleri şeyleri yaptıkları bir günden sonra, minicik elini tuttuğu kızına diğer eliyle o gün çektikleri fotoğrafları uzatan ve yakın zamanda öleceğini bilen baba... "Bu fotoğraflar sende kalsın, iyi sakla,  bu günü ve beni hiç unutma, beni hep böyle hatırla" diyor. Bu kadarı yetti, deldi geçti... Sonsuza giden özler mi bilmiyorum ama kalanın her gün daha çok büyüttüğü özlemlerin en çaresizi bu. Ah özledim işte seni, bir elimi tutman yeterdi, nasıl ilaç gibi gelirdi. Bir umut, bir gün belki...

Bir gün karşılaşırız
Bir gün, bir yarım akşam (Behçet Necatigil)

Ve ah.. annem, aklımda hep son haliyle, ağlayarak uğurlayan. Gelebilsem senin şehrine, kokunu çekebilsem içime, hep az kaldı diyoruz, bitmiyor bu az...lar, hep uzuyor kavuşma vakti, erteliyor şu hastalık. Üst bahçeden el sallayışların geliyor aklıma.. Özlüyorum... Yine yanarak donuyorum.

Sen yürüyorsun ve kuşlar uçuyor
Şarkılar söyleniyor radyolardan
Çiçekli eteğin salınıyor,
Saçlarında bir bahar telaşı
Kokun burnumun direğinde,
Demek böyle özlermiş insan,
Demek ki fena özlemişim seni (Adem Özkay)

Bak annem! Her yıl bıkmadan usanmadan okuduğum ve senin de sabırla dinlediğin anneler ve öğretmenler günü şiirinden başka yepyeni bir şiirin oldu artık. "Burnunun direğinin sızlaması"ndan bahsederdin hep. Öğrendim annem, nasıl olurmuş onu da öğrendim...

Şu kapanmalar başlamadan önce iyi ki gelmişsin, can suyum, neşem, miniğim, kardeşim. Sıkışık zamanlardı, bir de beni sıkıştırdın araya, gitmen gerekiyordu ertesi gün, işi gücü bırakarak geldin. Hiç bu kadar ayrı kalmadık ki biz, bir şekilde ulaşır, kavuşurduk birbirimize. Can suyum, suya hasret, sevince hasret, beraber sabahlara kadar konuşmalara, kıkırdamalara hasret, hayatlarından bir yıl kaçırdığım miniklerimize hasret.

Sevdiklerimizi bizden, bizi sevdiklerimizden ve tanıdık tanımadık karşılaştığımız, karşılaşma ihtimalimiz olan herkesi kendimizden koruduğumuz ve onlardan korunduğumuz daha doğrusu buna çalışmamız gereken günler. Çok yakın gelecekte "aşıları tam mı acaba" diye geçecek insanların birbiri için aklından. Durum böyle olunca...

Bir yerde, hep aynı şeyi özlüyoruz... (Edip Cansever)

Özgür olmayı... Rahatça buluşmayı, seyahat etmeyi, burun buruna konuşmayı, sarılmayı, gezmeyi, tozmayı, topluca birarada olmayı, çalışmayı. Bunların ne büyük nimetler olduğunu, anladıkça özlüyoruz. Yüz yüze iki çift laf etmek, sarılmak istiyorum artık...

Gitmez bu böyle, bu böyle yürümez
Bir gün
Durulur bu çalkantı, doğarsın güneşe
Bakarsın gökyüzü eski bir resim gibi

Bulutlarla kapandığında gökyüzünün mavisini, güneşi, gece yıldızları görmeyi özlerim, fırtına olur durgun denizi, sıcak kavurur, bir ılık meltemi, kış olur baharı, yaz olur toprağa düşecek bir damla yağmuru.... 

Ah özlemek...

Sıradan, geçici özlemler ve özlemeyi özleyeceğim günler diliyorum kendimle beraber herkese. Özlemin tek isteği kavuşmak. Kavuşmalar diliyorum, her özlemin ardından...

Özlemek bitmez tükenmez mevzu.. Özlemek... Öz-lemek. En öz.. den işte... 


 Simlâ Tezcan

Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click