Edebiyatın Ebedi Gıybetleri - Bölüm 7

Edebiyatın Ebedi Gıybetleri - Bölüm 7
(Okuma Süresi: 3 - 6 dakika)

 

MARİ GEREKMEZYAN-BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU 

Şiir, heykel, resim ile anlatılan ve büyük tutkuyla yaşanan büyük ama yasak aşk...

1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun olan Bedri Rahmi burada Türk ressamlarından Nazmi Ziya ve İbrahim Tollu'nun öğrencisi olmuş,1930 yılında ağbeyi Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e gitmiş, orada Andre Lhote'dan resim dersleri almış, ressam olan eşi Rumen Asıllı Eren Hanım'la burada tanışmıştır.

1940'lı yıllar.... Bedri Rahmi, Eren Hanım'la evlenmiş ve bir oğulları olmuştur. O yıllarda Güzel Sanatlar Akademisi'nde asistanlık yapar Bedri Rahmi ve Mari Gerekmezyan da misafir öğrenci olarak gelir Güzel Sanatlar'a. Esmer Ermeni güzeline hemen aşık olur Bedri Rahmi. Hem de ne aşk...

Bir süre sonra gizli gizli buluşmaya başlarlar. Bu aşk sanat ile beslenir ve büyür. Mari'nin peşpeşe yaptığı büstler, Bedri Rahmi'nin tablo ve şiirleri...

Bir süre sonra bütün İstanbul gibi Eren Hanım da öğrenir bu aşkı. Boşanmak istediğini söyleyen Rahmi'den ayrılmayı kabul etmez, o çok kırılır ama Mari'nin geçici bir heves olduğunu düşünmektedir, sabırla bekler. Zaman içinde aşkları o kadar büyür ki, tablolarında kimi çizdiğini, şiirlerinde kimi anlattığını da gizlemez, dünyaya aşkını haykırır Bedri Rahmi.

Bir çimdik somunun yerini tutmadı,
Seni düşündüm sevgilim şükrederek
Su gibi aziz olasın her daim
Ekmek gibi mübarek

Mari'yi de bu aşkı öğrendikten sonra, önce ailesi, dostları, yakınları sırayla terkeder. Çok yetenekli ve başarılı olan Mari'nin, resim ve heykel sergilerinde aldığı ödüllerle, Ermeni basınında adı bile geçmez. Ama o da çok sever Bedri Rahmi'yi. Herkesin kendisine sırt çevirmesi ve büyük yalnızlığına rağmen aşkına arkasını dönemez.

Ve Mari için yazılan o ünlü şiir....

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın a gülüm
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

II
Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum
N'etmiş, n'eylemiş, n'olmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum.
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.

Mari ve Bedri Rahmi vazgeçemediler birbirlerinden ama kader onlara başka bir oyun oynadı. Mari 1947 yılında tüberküloza yakalandı. Durumu çok ağırdı. Dünya Savaşı'ndan yeni çıkılmış, ülkede ilaç yok, bulunan veya getirilebilenler ise çok pahalıydı. Yok pahasına sattı tablolarını Bedri Rahmi, çırpındı, her yolu denedi onu kurtarabilmek için. Mari Gerekmezyan 1947 yılının 12 Ekiminde 37 yaşında hayatını kaybetti. Bu aşktan geriye mektuplar, şiirler, heykeller, büstler kaldı, bir de Bedri Rahmi'nin büyük acısı...

“Türküler bitti
Halaylar durdu
Horonlar durdu
Al damar, mor damar, şah damar sustu
Bahçeler put kesildi birer birer
Meyveler salkım saçak tas.
Bir bulut uçardı
Başı boş bedava
Yandı kül oldu.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.
Ağaç büyür arkasında koşamam
Kervan yürür peşi sıra düşemem
Yıldız akar uçsam da yetişemem.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.”

şiiri Karadut gittikten sonra yazıldı. Bedri Rahmi dağıldı, hayata küstü, kendini içkiye verdi. Onu toparlayan ise Eren hanım oldu. Bir süre sonra evine ve sanatına geri döndü o da. Yaşadıklarını her ikisi de unutmuyorlardı ama Eren Hanım yine de mutluydu kocası evine ve çocuğuna döndüğü için.

Ta ki...

İki yıl sonra Büyük Kulüp'te Bedri Rahmi'den arkadaşları “Karadut”u okumasını isteyip, şair ayağa kalkıp, okurken gözyaşlarına boğuluncaya kadar. Eren Hanım biliyordu bu mısraların kendisi için yazılmadığını, “kadınım, kısrağım, karımsın” denilenin kendisi olmadığını. Ve o gün anladı, Mari gitmiş, eşi kendilerine dönmüş ancak büyük aşk bitmemiş, yerinde duruyordu. Hemen sonrasında, bir süre Paris'te yaşama kararı aldı Eren Hanım. Resim yapmaya devam etti ve bir çok Avrupa ülkesinde sergiler açtı. Oradan kocasına yazdığı bir mektupta o geceyi söyle anlattı:

Canuşkam,
Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti. Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapışmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.
Eren.”

Bir süre sonra yeniden bir araya geldiler, 1974 de Bedri Rahmi'nin vefatına kadar geçen yaklaşık yirmibeş yılı, beraberce aynı evde sanat üreterek geçirdiler.

Yine de eşinin cenazesinden sonra Eren Hanım otuzbeş yaşındaki oğlunu karşısına alıp şunları söyledi:

“Babanı uğurladık. Ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. Yaşadığı ilişkiyi unutamadım. Hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. Buna katlandımsa, bil ki sadece senin hayatın kararmasın diyedir.”


 Simlâ Tezcan

Comments powered by CComment

Image

Sitemizde yer alan fotoğraflar yazarların kişisel albümlerinden, Unsplash | Pxhere ve internet ortamından dan alınmıştır. Kullanım ve telif hakları fotoğraf sahiplerine aittir.

 

Publish modules to the "offcanvas" position.

X

oooopps

No right click